1822 - 1895 • Mikrobiyolojinin Babası
Louis Pasteur, Fransa'nın Dole kentinde, bir tabakçının (deri işçisi) oğlu olarak doğdu. Gençliğinde bilime değil, resim yapmaya ilgi duyuyordu; yaptığı portreler oldukça başarılıydı. Ancak üniversitede kimya derslerinden etkilenerek bilim yolunu seçti. Çoğu kişi onu biyolog sansa da, kariyerine parlak bir kimyager olarak başlamıştır.
Pasteur'ün ilk büyük keşfi kimya alanındaydı. Şarap fıçılarının dibinde biriken tartarik asit kristallerini mikroskopla incelerken garip bir şey fark etti: Kristaller birbirinin aynısı değil, birbirinin ayna görüntüsüydü (tıpkı sağ ve sol el gibi).
Bu kristalleri tek tek cımbızla ayırdı ve ışığı farklı yönlere kırdıklarını keşfetti. Böylece moleküler asimetriyi, yani "Kiralite"yi keşfetti. Bu, modern ilaç kimyasının en temel prensiplerinden biridir.
Fransız şarap üreticileri, şaraplarının bozulup sirkeye dönüşmesinden şikayetçiydi. Pasteur, buna mikroskobik canlıların (bakterilerin) sebep olduğunu kanıtladı. Sıvıyı kaynatmadan, sadece 55-60°C'ye kadar ısıtıp soğutarak bu bakterilerin öleceğini gösterdi. Bu işleme bugün hala süt ve meyve sularında kullandığımız Pastörizasyon adı verildi.
Pasteur, kuduz aşısını bulduğunda bunu henüz insanlar üzerinde denememişti. 1885'te kuduz bir köpek tarafından 14 yerinden ısırılan 9 yaşındaki Joseph Meister adlı bir çocuğu ona getirdiler. Pasteur doktor olmadığı için yasal olarak tedavi etmesi suçtu ve çocuk ölürse kariyeri bitecekti. Büyük bir risk alarak aşıyı uyguladı. Joseph iyileşti ve bu olay tıpta yeni bir çağ başlattı.
Pasteur'ün çalışmaları (sterilizasyon, aşılar, hijyen kuralları) sayesinde insan ömrü ortalaması ciddi şekilde uzamıştır. Tarihte "en çok insan hayatı kurtaran bilim insanı" olarak anılır.